BİR YARA KABUĞUNUN HAYATI
Metin, Metin, Metin… Henüz 13 yaşında ve yaşıtlarından çok çok daha hareketli ve yaramaz. Bulduğu her aleti kurcalayan, her şeyi tamir etmeye çalışan ve genelde başarısız olan bir çocuk Metin. Son 2 ayda 5 defa çarpılmasının ardından, neyse ki elektriğe ve prizlere olan ilgisini yitirmiş durumda.

Yeni ilgisi ise sanat. En azından kendisi öyle zannediyor. Okul dersi için aldığı maket bıçağı, birkaç dakika içinde, sanata olan bu yoğun ilgisini, bütün keskinliği ile ortadan ikiye kesecek. Ve kesilen tek şey sanata duyduğu ilgi olmayacak, sol başmarmağı da bu keskinlikten nasibini alacak. Nihayetinde, Metin, 2 hafta içinde, “Yara Kabuğu” adını verdiği, çok eski bir arkadaşı ile tekrar görüşecek.
Peki, bu tanışma gerçekleşene kadar içeride neler yaşanacak? Metin’in içindeki muhteşem onarım sistemleri, o yarayı nasıl kapatacak? Düşen savunma sistemi kendini nasıl koruyacak? İçeri girip bakmakta yarar var.
O an
Görüntüyü biraz geriye saralım ve o şanssız an’a geri dönelim. Görüntümüzde, maket bıçağının keskin ucu, kartondan kopuyor ve hızını kesmeden, yolu üzerindeki bir sonraki hedefe, Metin’in bahtsız baş parmağına doğru ilerliyor.
İlk Durak Epidermis
Kaçınılmaz buluşmada maket bıçağını, Metin’in derisinin en üst tabakası epidermis karşılıyor. Bu ilk tabakanın en üstü, Stratum Corneum adı verilen ve ölü hücrelerden oluşan katmandan oluşuyor. Hemen altında ise, önemli işlevlere sahip canlı hücreler yer alıyor.
1
Epidermis’te bulunan hücrelerin büyük bir kısmı, ince bir protein ağı ile örülmüş durumda. Bu protein ağının temel maddesi ise keratin. Keratin, aslında, lifsi yapıda bulunan bir grup proteine verilen ad. Lif şeklinde, hücre içinde boydan boya uzandığı için bir nevi hücresel çimento görevi görüyor. Keratin, hücrelere yapısal bütünlük sağlıyor. Nitekim, Metin’in saç ve tırnaklarının bu kadar sağlam olmasının temel sebebi de keratin protein ailesi. Epidermis’in de %90‘ını keratin açısından oldukça zengin olan keratinosit adlı hücreler oluşturuyor.
Diğer tüm insanlar gibi, Metin’in epidermis’i de sürekli bir devinim içinde. Ölü derinin alt kısmında yeni hücreler oluşurken, eski hücreler yaklaşık 28 gün süren bir süreçte giderek derinin dış kısmına itiliyor. Bu itilme sırasında, aşağıdaki damarlardan uzaklaştığı için ve dışarıdan gelen fiziksel darbelerle birlikte ölüyorlar. Nihayetinde, ölen hücreler deriden koparak ayrılıyorlar. Bu devinim o kadar etkili gerçekleşiyor ki, Metin her dakika 30.000-40.000 kadar hücreyi sadece derisinden kaybediyor.
• Kaynak: Wikimedia
2
Epidermis’i oluşturan ölü ve canlı hücreler birbirlerine boşluk kalmayacak halde, bir yapbozu andıracak şekilde düzenlenmiş duruyorlar. Bunun yanı sıra, hücreler desmosom adı verilen hücreler arası bağlantılarla birbirlerine sıkı sıkı kenetlenmiş haldeler. Tüm bu özellikler sayesinde, Metin’in derisi büyük oranda su geçirmez halde. Bu şekilde, vücuttaki fazla su kaybı da önleniyor. Eğer, bu 1 milimetrelik katman olmasaydı, Metin ciddi oranda su kaybı yaşayıp çok kısa zamanda hayatını kaybedebilirdi.
Bu tabaka, sık dokusu ile vücuda patojenlerin ve suyun girişini önleyebilse de, hızla gelen keskin bir maket bıçağına karşı yapabileceği pek bir şey yok. Bıçak, sadece 1 milimetre kalınlığındaki bu dış zırhı kolaylıkla kesip geçebilir. Nitekim, geçiyor da.
Şu ana kadar, bıçağımız epidermisin hemen altındaki serbest sinir uçlarına varmadığı için, Metin’in bu kazadan henüz haber yok. Ancak, çok yakında olacak. Nitekim, bıçak yoluna devam ediyor ve karşısında, epidermisin hemen altında, onu bekleyen geniş bir sinir ağı var. Birinin canı çok yanacak.
Acı yok, Acı Aslında Beyinde! Tabii canım!
Bıçak, yolu üzerindeki doku ve hücreleri parçalayarak ilerlerken, normalde hücre içinde olması gereken moleküller (örneğin hücresel enerjinin transferini yapan ATP gibi) hücre dışına sızmaya ve yayılmaya başlıyor. Etrafa saçılan bu hücresel ve moleküler cesetler, bölgedeki serbest sinir uçları tarafından algılanıyor ve acıdan sorumlu sinir almaçları (nociceptor) bir tahribat olduğunu anlıyor. Benzer şekilde, kesik bölgesinde meydana gelen gerilmelerde sinir uçlarında sinyal iletimini başlatıyor. 1-2 dakika içinde Metin’in diyaframını son güçte kullanıp ağlamasına neden olacak olan zincirleme olaylar da bu an itibari ile başlıyor. Acı sinyalinin başlangıcı artık veriliyor.
Sinir uyarıları, gitmesi gereken beyine omurilik üzerinden ulaşıyor. Acının hızlı iletilmesi, beynin gerekli önlemleri alması açısından oldukça önemli olduğu için, bu yol üzerinde, uyarıyı oldukça hızlı ileten A delta nöral lif adlı nöronlar görev alıyor. Nitekim, parmakta başlayan sinirsel uyarı, saniyenin onda birinde Metin’in beynine çoktan iletilmiş olacak.
Saniyenin onda biri kısa bir süre gibi gelse de, olası hasarların önlenmesi için aslında uzun bir süre. Buna ek olarak, sinyalin beyine ulaşması, ilgili bölgelere ulaşıp orada bu sinyallerin işlenip, anlamlı hale getirilmesi ve en nihayetinde hasarı önleyici bir harekete karar verilmesi, yarım ya da 1 saniyeyi bulacak.
Neyse ki, Metin’in vücudu bu gibi durumlarda, beyinde gerçekleşen tüm bu bürokrasiyi atlayıp, kendi insiyatifini kullanabiliyor. Şöyle ki;
Parmaktan gelen acı sinyalleri (ve diğer tüm sinyaller), omuriliğin arka kapısı olan dorsal boynuz’dan (dorsal root) merkezi sinir sistemine giriş yapıyor. Sinyaller burada ikiye ayrılıp, bir kısmı beyine doğru yol alırken, bir kısmı da omurilikte hemen o anda, beyinden gelecek cevabı beklemeden, harekete dönüştürülüyor. Metin’in sol elini geriye çekmesine neden olacak olan sinyal, omuriliğinin ön kapısı olan ventral boynuz’dan (ventral root) çıkıyor ve sol kol kaslarını hareket ettirmek üzere yol çıkıyor. Beyin bürokrasisinin atlandığı bu kısa yola refleks adı veriliyor.
Omurilik, sol kolun geri çekilmesi için gerekli kararları çoktan vermiş olsa da, Metin’in bu kesikten haberi olması gerek. Çünkü, gelecek hayatında, maket bıçağına karşı daha dikkatli olmasını sağlayacak anıların ve korkuların oluşması lazım.
Bu haberi beyine taşıyacak olan sinyaller ise omurilik üzerinden taşınıyor. Kesik acısının beyindeki ilk durağı ise talamus. Beynin tam ortasında bulunan yarım bir yumurta boyutundaki bu küçük yapı, (koku hariç) tüm duyu organlarından gelen sinyallerin dağıtım öncesinde toplandığı bölge. Bir nevi santral.
Buraya gelen duyusal sinyaller, talamus tarafından ilgili bölgeye yönlendiriliyor. Yönlendirilen bu bölgeler, gelen sinyallerin anlamlı hale getirip işleyen, beynin kabuk kısmındaki (korteks denilen) çeşitli bölgeler oluyor. Örneğin gözden gelen veriler, beynin arkasında bulunan birincil görsel kortekse gönderiliyor ve orada anlamlı hale getirilip işleniyor.
3

Kaynak: http://academic.uofs.edu/celiia2.html
Metin’in sol elinden gelen acı sinyalleri ise talamus’u geçtikten sonra, başka bir bölgeye, birincil somatosensör korteks adlı bölgeye gönderiliyor (somato: vücut; sensör: algılayıcı). Somatosensör korteks, gelen sinyalleri deşifre ettikten sonra, Metin’in beyni artık, a.) Bir hasarın meydana geldiğinin, b.) hasarın sol el başmarmağında olduğunun ve c.) Bir şey yapılmasının (eli çekmek gibi) gerektiğinin farkına varıyor. Bu noktada, işlerin daha karıştığını da söylemekte yarar var. Son çalışmalar, talamus’a gelen sinyallerin, birçok farklı kortekse dağıldığını ve hatta duygu ve anılardan sorumlu olan limbik sisteme kadar gittiğini gösteriyor. Bu çalışmalar, bu tür çevresel hasarların unutulmayacak anılar oluşturup, gelecekteki olası kazaları önleyebileceğini öne sürüyor.
Sinir sisteminde biraz fazla kaldık. Beyinde tüm bunlar sürerken ve refleks sinyalleri Metin’in sol koluna doğru ilerlerken, bıçağımız, uzun ince yoluna devam ediyor. Bu noktada, damar açısından oldukça fakir olan epidermis bölgesini geride bırakıyoruz. Artık önümüzde, gittikçe daha büyüyen ve genişleyen bir damar ağı ile birlikte başka dokular var. Maket bıçağımız şimdi dermis denilen bölgede.
Maket bıçağı dokuları parçalayarak ilerlerken, keskin ucuna gözle görülemeyecek kadar küçük liflerin takılmaya başladığını görüyoruz. Lifler o kadar yoğun ki, maket bıçağının şu ana kadar hiç azalmayan hızı, düşmeye başlıyor.
Epidermis’in hemen altında uzanan dermis adlı bu doku, kolajen adı verilen çok güçlü protein liflerinden oluşuyor. Metin’in korneasından tendonuna kadar hemen hemen her dokusunda kolajeni bulmak mümkün. Nitekim, vücudundaki tüm proteinlerin %25-%30‘unu tek başına kolajenler oluşturuyor. Ancak, kolajenler her ne kadar fiziksel direnç sağlasalarda, fazla elastik değiller. Bu noktada, deriye elastiklik kazandıran elastin adı verilen liflerini de görüyoruz.

4

Elastin ve Kolajen Lifleri. Kaynak:http://district.bluegrass.kctcs.edu
Maket bıçağının hızı azalırken, ilk damar buluşması da gerçekleşiyor. Dermis bölgesi sadece kılcal damarlar içerdiği için şanslı sayılırız. Bu kılcal damarlar, hem üstteki epidermisteki hücreleri besliyor hem de Metin’in vücut sıcaklığını korumasını sağlıyor.
Adlarının hakkını veren bu kılcal damarları saran doku, sadece bir hücre kalınlığında bir tabakadan ibaret. Diğer bir deyişle, damar yüzeyinde delik açmak için bir grup hücreyi parçalamak yeterli. Bir saç telinden 10 kat daha ince olan bu damarların, bir bıçak konusunda fazla direnç göstermesi mümkün değil. Bıçağımız yoluna devam ederken, önündeki kılcal damar ağını parçalayarak geçiyor. Damarlardaki akış hızı oldukça düşük olduğu için, Metin’in kanı fışkırmadan ziyade sızma şeklinde dışarıya akmaya başlıyor. Bıçak yolu üzerindeki 100’e yakın kılcal damarı biçmiş durumda.
Bu noktada, bıçağımız 2 milimetre kalınlığındaki dermis’in de sonuna yaklaşıyor ve daha derindeki bağ dokulara doğru yol almaya başlıyor. Metin’in refleks uyarıları, sol koluna biraz daha geç ulaşırsa, dermisinin altındaki daha büyük damarlar da bıçaktan nasibini alacak.
Neyse ki, omurilik tarafından gönderilen sinir uyarıları, kol kaslarına ulaşıyor. Sol kolu geri kaçarken, 4 milimetre kadar içeri girmiş olan bıçak da Metin’in derisinden ayrılıyor.
Bıçağın ayrılması sonucunda, Metin’in geride 1 santim uzunluğunda ve 4 mm derinliğinde bir yarası, parçalanmış deri dokuları, deli gibi sinyal gönderen serbest sinir uçları, parçalanmış onlarca kılcak damarı kalıyor.
Metin’in artık ağlamaktan başka yapabileceği bir şey yok. Ancak, vücudunun yapması gerekenler, daha yeni başlıyor.

Metin, henüz 13 yaşında yaramaz bir çocuktur. Sanat merakı yüzünden aldığı maket bıçağı ile başparmağını kesmiştir. Bu bıçak, Metin’in epidermisini ve dermisini kesmiş, yolu üzerindeki bir çok kılcal damarı ve dokuyu parçalamıştır. Metin’in refleksi sayesinde daha büyük hasarlar önlenmiş olsa da, yara çoktan oluşmuştur ve Metin’in vücudunun yapması gerekenler daha yeni başlıyordur.

İlk emir: Dengeyi yeniden kur!
Metin’in vücudunda hasar sonrasında oluşturulan kriz masası, birçok adımdan oluşan bir koruma-onarma planını hemen devreye sokuyor. Bu adımlar bir an önce hayata geçirilmeli; Çünkü kısa zamanda, çok işler yapılması gerek…
Hasarlı dokunun onarılmasındaki ilk basamak, kriz bölgesindeki dengenin tekrar kurulması ile başlıyor. Metin, henüz “Homeostazi” adlı terimden bihâber olsa da, vücudu bu terimin ne anlama geldiğini gayet iyi biliyor. Homeostazi, yani hücrelerin (ya da bir dokunun) çevresel olaylar karşısında, kendi düzenini koruma ve tekrar sağlama eğilimi, yaranın kapatılması için önemli basamaklardan biri.
Ancak, bu dengenin sağlanmasında önemli bir engel var. Parçalanan damarlardan sızan kan… Sızıntı az gibi gözükse de, bu damarlardan her saniye 5 milyon kadar alyuvar, 10 bin kadar akyuvar vücut dışına akıyor. Bu kaybın bir şekilde önlenmesi gerek.
Sızıntılar Kapatın!
Hasar bölgesindeki bir kanamanın durdurulmasında bir protein grubu önemli görev üstleniyor: Kollajen’ler… Metin’in vücudundaki hemen hemen her bölgede kolajen adlı proteinleri bulmak mümkün. Nitekim, maket bıçağı dermis’i parçalarken de bu kolajen proteinleri ile karşılaşmıştı. Bu proteinler, vücut dokuları içinde bir çelik halat görevi görerek yapısal bütünlük sağlıyor.
Normal koşullarda, dokular içerisinde bulunan kolajenler, damar içinde dolaşan kan ile hiç temas etmiyor. Ta ki, o damarlar yırtılıp, damar dışına yani doku içerisine kan sızmaya başlayana kadar…
5

Farklı tiplerde kolajen lifleri
Kanın içerisinde yer alan trombosit adı verilen hücreler, kolajen proteinlerine değdiği anda, bir şeylerin ters gittiği anlaşılıyor. Kolajene temas eden o trombositlerden şu cümleleri duyuyoruz: “Bir dakika bu kolajen de nereden çıktı? Demek ki ben artık damar içinde değilim. Demek ki bir sızıntı var. Benim bu sızıntıyı durdurmam gerek. “. Bu hücreler, temas ettiği kolajen proteinine sıkıca tutunuyor. Hasar bölgesindeki tüm trombositler de benzer yollarla, kolajenlere yapışarak orada bir kümeleşme gerçekleştiriyor. Ancak bu kümeleşme yeterli değil… Yara açılalı şimdiden 5 dakika oldu ve hala sızıntı devam ediyor. Artık bu sızıntının kapatılması için Metin’in vücudunun daha büyük kozları oynamak gerek: Fibrinojen‘leri…
Kan plazmasının neredeyse %5’ini oluşturan büyük bir protein topluluğu fibrinojen‘ler. Normal koşullarda kan içerisinde çözünmüş şekilde dolaşan bu proteinler, hasar bölgesine geldiğinde, çevresel uyarıların yardımı ile fibrin adı verilen başka bir proteine dönüştürülüyor. Fibrin, kanda çözünmüyor ve hasarlı bölge üzerinde bir ağ şeklinde çökerek sarıyor. Gelecek günlerde, Metin’in habire koparmak için uğraşacağı yara kabuğunun da bu şekilde temelleri atılmış oluyor.
6
Fibrin ağı ile tutulmuş olan alyuvarlar

Yara oluşalı 10 dakika oldu. Ve sızıntılar büyük ölçüde kapatıldı. Bu noktada yara oluşumu sırasında parçalanan hücrelerden çıkan thromboxan ve prostaglandin gibi moleküller, o bölgedeki damarlar büzüşmesine neden oluyor. Bu sayede hasarlı bölgedeki kan akışı da azalıyor. 15.dakikada kan sızıntıları büyük ölçüde duruyor. Ve nihayet Metin’in ağlaması da…
Olay Yeri İnceleme
Daralan damarlar her ne kadar kanamayı azaltsa da, Metin’in artık daha önemli bir sorunu var: Enfeksiyon.
Metin’in kendini kestiği o maket bıçağı, alındığından beri sokağa, okul bahçesine, banyoya defalarca düştü. Şu anda üzerinde onlarca farklı türde mikroorganizma ve spor yer alıyor. Normalde, Metin’in derisi bu organizmalara karşı müthiş bir savunma sağlasa da, maket bıçağı, bu mikroplar için çok iyi bir arka kapı oluşturdu. Bu sayede, bu mikroorganizmalar, tüm savunma katmanlarını geçip hassas bölgelere doğrudan girebiliyor. Metin’in vücudunun acilen bir şey yapması gerek.
Metin’in savunma sisteminin en önemli elemanlarından biri Nötrofil’ler, olay yerine gelmek üzere… Ancak, bölgedeki damarlar daraldığı için akış da oldukça kısıtlı. Sızıntı kapandıktan sonra (20. dakikaitibari ile) trombositler’den Histamin adlı kimyasal salgılanmaya başlıyor. Bu molekül daralan damarları genişletiyor. Bu sayede, o bölgeye kan akışı artmaya başlıyor. Metin’in yarasının etrafındaki kızarıklığın sebebi de, genişleyen damarlar ile birlikte artan kan akışı…
Metin, yarasındaki kızarıklığın yanı sıra, çevre bölgenin de hafifçe şiştiğini farkediyor. Bu şişikliğin sebebi de yine histamin. Çünkü bu kimyasal, aynı zamanda damarların geçirgenliğini artırıyor. Bu geçiş, savunma hücrelerinin dolaşım sisteminden çıkıp hasarlı dokulara girmesini kolaylaştırıyor. Ancak, artan geçirgenlik yüzünden, kandaki suyun bir kısmı da dokulara geçiyor ve yara çevresi hafifçe şişiyor.
Savunma Sistemi Olay Yerinde!
Yaranın oluşmasından yaklaşık 1 saat geçti. Ve genişleyen damarlar sayesinde savunma hücreleri de artık dokudaki yerlerini almaya başlıyor. Vücudun surları (üst deri) düştükten sonraki, en önemli savunma hattı nötrofil’ler… Bu hücreler, önümüzdeki 2 gün boyunca hasar yerindeki aktif rol alacak. Ve yapmaları gereken çok iş var. Nötrofiller, önümüzdeki bu 2 gün boyunca, hasar bölgesindeki ölü dokuların parçalanması ve yokedilmesinde, bölgedeki yabancı bakterilerin yok edilmesinde, ölü bakterilerin ortamdan alınmasında görev alacak. Görevlerinin sonunda ise intihar edip hayatlarını sonlandıracaklar. Metin, hücrelerinin bu fedakarlıklarını belki de hiç bilmeyecek.
7
Nötrofil tarafından yutulan bakteriler
Yaranın oluşmasının ardından 2 gün geçti… Artık, Nötrofillerin görevini makrofaj adı verilen başka bir hücre grubu alıyor. Dalaktan gelen bu hücreler tam anlamıyla bir obur. Önüne gelen her türlü yabancı dokuyu ister bakteri olsun ister ölü doku olsun, yutan ve sindiren bir hücre türü. Makrofajlar aynı zamanda ortamda bulunan damar çevresindeki pıhtı çökeltilerini de sindirirerek hasar bölgesindeki kan akışını eski haline getirmeye yardımcı oluyor. Bu savunma görevlerinin yanı sıra, makrofajlar, salgıladığı büyüme faktörleri ile onarım ve yenilemeden sorumlu bazı hücreleri de yara bölgesine çekiyor.
Küllerinden Doğan Damarlar
Gelecek günlerde yaranın derin ve üst kısımları tamir edilerek kapanacak. Ancak bu kapama süreci, yüksek miktarda oksikene, enerjiye ve ham maddeye ihtiyaç duyuyor. Gerekli olan bu maddelerin taşınmasını sağlayacak tek kaynak olan damarların çoğu da parçalanmış ve kesilmiş durumda. Tamirin ilk basamağında hasarlı bölgeye yeni damar yollarının açılması gerek.
Metin, parmağını keseli 3 gün oldu. Bu süreç içinde sızıntılar kapatıldı. Olası enfeksiyonlar başlamadan bitirildi. Şimdi ise onarım zamanı. Onarım süreci, hasarlı bölgeye fibroblast adı verilen hücrelerin gelmesi ile başlıyor. Bu hücreler, çevredeki hasar görmemiş damarların, yeni damar yolları oluşturmasını, dallanmasını tetikliyor. Çevredeki damarlar, oksijen açısından aç yerlere uzantılar oluşturuyor. Bu süreçte yara kabuğundan ve hasarlı dokudan gelen sinyalleri takip ediyorlar. Angiogenez adı verilen damar oluşumunun arttığı bu süreçte, Metin’in yara bölgesi de kırmızı-pembe bir renk alıyor. Hasarlı bölgedeki oksijen miktarı normal seviyelere yükseldiğinde ise damar oluşumu durduruluyor.

Yapı İskeletinin Kurulması
Damarlar oluşurken, aktif onarım süreci de başlıyor. Yaranın oluşumundan tam 1 hafta geçti. Şu anda, hasarlı bölgedeki hücrelerin büyük bir çoğunluğunu, fibroblast oluşturuyor. Bunlar oldukça hareketli hücreler. Açılan yaranın iki duvarı arasında gidip geliyor. Ve bu hareket sırasında, bir örümcek gibifibrin moleküllerinden bir ağ oluşturuyor. Bu ağ, zayıflamış olan hasarlı bölgenin tekrar açılmasını önlenmesine yardımcı olsa da yeterli değil. Yaranın stabil halde kalması için daha güçlü proteinlere ihtiyaç var. Kolajenlere…
Bir süreden sonra, fibroblast‘lar hasarlı bölgede kolajen proteinleri de oluşturmaya başlıyor. Bu proteinler aynı zamanda, yara kapanırken yeni oluşacak hücreler tutunacak bir yüzey sağlayacak; Fibroblast hücrelerinin yara içinde bir yapı iskeleti üzerinde onarım gerçekleşecek.
İnşaat Mahaline Yaklaşmayın!
Şu anda, yara kabuğunun altı tamamen lifsi yapılar ve yeni oluşan damarlar ile dolu. Bu kabuk yakın zamanda düşecek ve o zamana kadar bu damarların üstünün epitel doku ile kapanması gerek. Bu kapanma sürecinde, çok tanıdık bir hücre grubu işe başlıyor. Kerationositler… Hani ilk bölümde, bıçağın kesmeye ilk başladığı epitel hücreleri… Şimdi bu hücreler çekildikleri bölgeye geri dönüyorlar. Büyük bir keratinosit göçü başlıyor.
8
Yaranın derin kısımlarındaki lif ve damar açısından zengin tabaka
Yaranın hemen yanındaki sağlıklı bölgelerden, keratinositler, kesik bölgesine doğru göç ediyor. Lifsi yapının üstüne ve yara kabuğunun tam altına doğru. Bu hücreler, göç sırasında şekillerini değiştirerek daha geniş ve ince bir yapıya sahip oluyor. Amaçları az sayıda hücre ile daha büyük bir alanı kapatabilmek. Yara kapanırken, bir diğer göç dalgası da öncekinin üzerini kaplıyor. Bu şekilde yara bölgesi kat kat kapanıyor.
Keratinositler yarayı kapadıkça, yara kabuğu ile hemen alttaki lifsi yapıyı birbirine bağlayan dokular birbirinden ayrılıyor. Bu hücreler, aynı zamanda yolları üzerindeki kabuğu da parçalıyor. Metin, yerinden oynayan bu yara kabuğunu çok yakın zamanda oradan çekip çıkaracak.
Şu ana kadar yaranın üstünün kapanması sadece çevre bölgelerden gelen göçlerle meydana geliyor. Yaranın üstünde herhangi bir hücre bölünmesi gerçekleşmiyor. Yara tamamen iyileştikten sonra, bu bölgede de normal bölünme işlemleri görülmeye başlanacak.
Çevre bölgelerden göç eden keratinositler, yaranın tam ortasında buluştuğu anda göç artık sona eriyor. Metin’in yarasının üstü nihayet kapandı.
Bir Yara Kapanıyor!
Maket bıçağı, Metin’in elinde 5 milimetre genişliğinde bir yara oluşturmuştu. Bu yaranın üstü kapanmış olsa da bu kadarlık bir genişlik kabul edilemez. Bu yara bölgesinin büzülmesi, kesik bölgenin birbirine yanaştırılması gerekiyor.
Yaranın iki duvarının birbirine yanaştırılması için yine fibroblast’lar görev alıyor. Bu hücreler, yaranın üstü kapandıktan sonra, miyofibroblast adı verilen ve kas hücresine benzeyen başka bir hücreye dönüşüyor. Kas hücresi gibi kısalıp uzayabilen, aynı zamanda göç edebilen bu hücreler, yaranın içindeki birbirine bakan duvarlara veya lifsi ağa tutunuyor. Tutunma sonrasında, tüm miyofibroblastlar kasılarak, yaranın iki duvarını birbirine doğru çekmeye başlıyor. Bu süreçte, Metin’in yarası her gün 0.75 mm daha daralıyor. Yara normal ölçülere geldiğinde bu hücreler de intihar ederek ortamdan ayrılıyor.
Olgunlaşma Dönemi
Metin parmağını keseli 10 gün oldu. Yara kabuğu düştü ve yarası da kapandı. Metin görmese de, vücudun içeride yaptığı işler daha devam ediyor. Yara içinde, hızlıca ve rastgele yayılmış olan kolajen lifleri, yerlerini daha düzenli şekilde dizilmiş liflere bırakıyor. Yaranın fiziksel direnci de düzenli liflerin oluşturulması ile gittikçe artıyor. 3 ay içerisinde yara bölgesi, diğer dokuların direnme gücünün %50’sine varacak. Birkaç yıl içinde sağlıklı derisinin gücünün %80’ine ulaşacak.

Son
Metin’in başparmağının 10 gün süren macerası, bu noktada son buluyor. Oldukça basitleştirilerek anlatılan bu onarım süreci, Metin’in bilincinden tamamen bağımsız şekilde gerçekleşti. Metin okulda derslerine devam ederken, uyurken, televizyon izlerken, vücudu 1 santimetrekarelik alanda müthiş bir kriz yönetimi gerçekleştirdi. Bir sakarlık ile başlayan sorun, problemsiz şekilde atlatıldı. Benzer onarım süreci, daha yüzlerce defa tekrarlanacak. Metin’in vücudunda da… Sizin vücudunuzda da… Tüm hepsi sizin hayatına devam edebilmesi için… Vücudunuza iyi bakın, çünkü o size çok iyi bakıyor.
Kaynaklar:
Wikipedia/Wound Healing: http://en.wikipedia.org/wiki/Wound_healing
MedScape/Wound: http://emedicine.medscape.com/article/1298129-overview
Cawc.net/Principles of Wound Healing: http://cawc.net/images/uploads/Principles-of-Wound-Healing.pdf
Tissue Regeneration: http://en.wikipedia.org/wiki/Regeneration_(biology)#Tissues_and_organs

9